"Bi akşam evde otururken 'out of nowhere' boğazım yanmaya başladı.. Bi Lemsip içip yattım, gece uyandığımda her tarafım ağrıyodu! Napcamı bilemedim, kötü bi virüs sandım, ateşim yoktu, gözlerimin yuvaları acıyodu, başım eklemlerim heryerim ağrı içindeydi.. Burnum akmıyo ama genzim dolu, boğazım çok acıyo su bile geçmiyo, sesim zuzaylı gibi Emer, noldu bana??"
Doktor Emer bana şefkatle gülümseyerek baktı, "You poor thing, you have flu" dedi. Bi kağıda, hafif ağrıkesiciler (ayriş ya) yazdı, boğazım için bal+limon ve buzlu dondurma (ayriş ya) diye not düştü, sonra da bana döndü ve biz İrlandalılar bi de sıcak viskiyi çok faydalı buluruz böyle durumlarda dedi.
Ben de ağrılar içinde süpermarkete gidip, süpermarketten bile alınabilen ağrıkescimi, viski ve limonumu filan alıp eve döndüm.
İrlanda'da böyle oluyomuş:
Ayriş Flu Beni de Vurdu
KİM YAZDI?
SENA
|
Çarşamba, Şubat 27, 2008
1 YORUM
F.R.I.E.N.D.S, Room Rivals, Dorothy, Blanche, Rose ve Sophia
Temmuz'da büyük konuştum, doktorların eline kendim düştüm. Istanbul dönüşü grip oldum. Grip olan öksürür ve hapşırır ya, bende de oyle oldu. Sonucunda da belim tutuldu. Başlarda ancak yatakta dümdüz uzanabilliyodum. Yattığım yerden yoldan geçen arabaları seyrederek günler geçti..
Bu genç doktorun yazdığı rapor:
![]() |
Bu da yaşlı doktorun yazdığı rapor:
İlaç seremonisi ise bambaşka bir hikaye. İlacı doktor yazarken bi kere gozlerimin içine baka baka büyük bir endişeyle bişeyler yedikten sonra almam gerektiğini, midemde asitlenme olmaması için iyi beslenmem gerektiğini anlattı. (Biz tüm bu 5 dk'lık konuşmaya Türkçe'de "tok karnına" diyoruz). Sonra eczaneye gidip ilacı almak istedigimde de receteyi okuyanları bi hüzün kapladı. Kontuarın arkasına gecip ilacını paketlemeye koyuldu. Paketlemesi uzun iş çünkü:
İlaç Paketi Ön:
Reçeteli ilaçlar, reçeteli ilaçlar için özel tasarlanmış paketlere koyuluyo. Paketlerin üzerinde "kim-kiminle-nerede" bilgilerinin yazılması gereken bölümler mevcut. Fakat bizim eczane poşet üstüne değil kendi bastiği stickerların üzerine bütün bu bilgileri yazmayı tercih ediyo.
İlaç Paketi Arka:
İşte böyle. Paketin arka kısmında da ilacı alırken nelere dikkat etmeliyiz madde madde yazıyo. Ama bunları okumasak da olur, çünku.. daha bitmedi..
İlaç Paketi İç:
Evet bu iç sticker ise, doktorun bana bu ilacı almakla ilgili anlattığı herşeyin bir özeti niteliğinde. Bi de tabi bu paketi bana verirken acılı eczacının da anlattığı herşey.. Daha da anlamamışsan hani, stickera bak diye.
Bu arada ben bu ilacı eczaneden almak zorunda kaldım, çünkü "iğnesini yapsanıza" dediğimde "Pratisyen Hekim" bana şöyle cevap vermişti: "Ohh..ağrın hemen geçsin diye değil mi..biz de sana o iğnelerin hap versiyonunu vercez, iğne kadar anında etki etmese de senin için daha iyi olacak, çünkü iğne çok yüklü miktarda bi sıvı olduğu için acıyabilir..hem yaptığımız yer kızarabilir de, haplarla iyi olacaksın..eh eh" (Biz şu 5 dk'lık konuşmaya da Türkçe'de, iğne yaptıktan sonra "acıdı mı? al şunu bastır bi sure" diyoruz)
İlaç seremonisinden sonra evime dönüp manzaramın karşısına kuruldum yine. Allahtan ilaç azcık bi işe yaradı da en azından son 2 gündür biraz daha meyilli bir satıha sahip olan koltuğa terfi edebildim. Yani son iki gündür favorilerim F.R.I.E.N.D.S, Room Rivals, Doroty, Blanche, Rose ve Sophia
KİM YAZDI?
SENA
|
Cumartesi, Eylül 22, 2007
6
YORUM
Sabah vakti otobüs durağının tepesinden 2 sarhoş ayak sarkar mı? Dublin'de sarkar.
Burda eskisinden daha da çok şükrediyorum herşeye. Herhangi bişeyden memnun olmadığım her an aklımda şu cümle anında "bold" oluyo: "En büyük derdim bu olsun." En büyük dertlerimiz ne mi? Sormayın saymakla bitmez. Bi kere her güzel yemege keçi peyniri tıkıştırıyolar, insan beyaz peynir, tulum peyniri, çökelek arıyo tabi. Sonraaa, kahve makinasındaki süt hep bitiyo, mocha'mızı alamıyoruz. Hem bazen KitKat'ları iki gün üstüste yenilemedikleri oluyo! Her gün başka bi dert.. Mesela ofis koltuklarımız da harika değil. Belimi ağrıtıyolardı. Söyledim. Allahtan pazartesi günü yerimde ergonomik ölçüm yapmaya gelcekler, ve uygun sandalye vercekler. Allah çözümsüz dert vermesin dimi.
Burda Alman bi akadaşım var, benden 1 yaş küçük Christina. Birkaç gündür ciddi hasta. Böbrekleri iltahaplanmış. Birkaç gün 39-40 ateşle yattı. Doktor da bunu normal karşıladı. Hastaneye sevk filan yazmayınca ben de "bende kalıyosun" dedim. Bu gece ateşi daha düşüktü, ilaçlar etkisini ancak bikaç gün sonra göstermeye başladı. Ama tabi gece uyumadan hemen evveline kadar düşünemediğim bir ayrıntı vardı. Benim evin gürültülü olması! Evim yolun hemen üstünde olduğu için gece yollara dökülen bütün çöp kamyonlarının tırların gürültüsü benim evin içinde. Ben tabi bu sesleri sadece uyuyana kadar duyuyorum, uykuya daldıktan sonra pireler napıyo bilmiyorum.. Ama Christina hic uyuyup dinlenemicek diye baya üzüldüm. Ama sabah bana anlattığı şey, kamyonların gürültüsünden çok sarhoş insanların bağırıp çağırmasının onu daha çok uyandırdığıydı. O bağıran insanlar da nedense hep ordalarmış. Ses bi türlü uzaklaşmamış. Sebebini bazı şeyleri almaya şehir merkezine gitmek için evimin hemen karşısındaki otobüs durağına yürürken farkettim. Ve hemen resmettim. 

Bu iki saçma resme yakından bakarsanız, birinde otobüs durağının arkasındaki evin bahçesinde yatay şekilde sandalyede (dikkat edin sandalye de yerde yatay duruyo) oturduğunu zanneden sarhoş bir irlandalı, diğerinde de durağın üstünde oturmuş bira içmeye devam eden 3 sarhoş irlandalı'dan birinin aşağı uzattığı ayaklarını göreceksiniz. Ayaklarını uzatan, ben durakta beklerken kafayı da uzatıp bana merhaba demeyi eksik etmedi. Nasıl düşmedi bilmiyorum. Sabahın 4ünden beri orda evimin tam karşısında gürültü yapanlar bunlarmış meğer. Ben bu fotoğrafları çekerken saat sabah 11'di. Yani özet olarak: Allah Irlanda'da kimseyi doktorların eline düşürmesin.
KİM YAZDI?
SENA
|
Cumartesi, Temmuz 14, 2007
2
YORUM
