Ben bugün 15 dakikalığına yazar oldum, Dublin'i bir de Hergunbiri.com'dan anlattım.
Dublin'de yaşam, Dublin'de hava durumu, Dublin'de tatil, Dublin'de eğlence hayatı, Dublin'de okumak ve Dublin'de çalışmak ile ilgili ne biliyosam yazdım.
Bence hoş oldu :)
Dublin 101
KİM YAZDI?
SENA
|
Çarşamba, Nisan 15, 2009
4
YORUM
Dublin Luas İade Biletimle Gelen Çek
Bi gün Luas'a binmek için bilet almak için bozuğum olmadığı için 1,25 euroluk ödeme için bilet makinasına 5 euro vermiştim. Bilet makinası da çat diye bana "Üzgünüz bozuğumuz kalmadı, alın size 3,75 euroluk iade bileti" demişti. Elimdeki iade biletiyle şaşkın şaşkın Luas'a binmiştim.
O gün eve gelince du bakim bi internetten araştıriyim dedim. O biletle meğer şehrin öbür ucundaki son duraktaki müdürlüğe hafta içi 9-5 arası gidersek paramızı geri alabiliyomuşuz. Ya da ücretsiz bi posta adresine ismimiz ve adresimizle postalarsak para üstünü bize geri postalıyolarmış. Bi durdum düşündüm. Postayı beklemektense acaba bi öğlen atlasam taksiye bi koşu 3,75 euromu alıp gelsem mi diye. Durup biraz daha düşündüm. İçimden bi ses, postayı dene dedi. Bi kağıda ismimi ve adresimi yazdım, iade biletini de zımbalayıp böyle şaşkın şaşkın bi zarfa koydum. Arkasına Luas Müdürlüğünün adresini yazdım ertesi sabah da postaya verdim. Çil çil paraları beklemeye koyuldum. Meğer sonra unutmuşum.
Posta kutumda geçen gün elle adresimin yazılmış olduğu bi zarf vardı. Zarfı açınca içinden bu çıktı:
Evet! Hayatımda ilk defa bir çek aldım! 3,75 euroluk! Dublin hızlı tren müdürlüğünden!
Çok tatlılar ya, herşey postayla gidiyo geliyo.
KİM YAZDI?
SENA
|
Cuma, Mart 27, 2009
4
YORUM
Mış mıdır?
İrlandalı şeker taksi şöförlerinden yine bir tanesi çok tipik olarak nereli olduğumu sordu. Çok tipik olarak 'Sence nereliyim?' diye cevap verdim. Çok tipik olarak 'İspanyol?' diye sordu. Çok tipik olarak 'Hayır, Türk'üm' diye cevap verdim. Hiç tipik olmayarak 'Aaa nası buldun burayı?' diye sordu. Çünkü tipik olarak 'Aaa burda çok Türk var mı?' diye sorarlar.
Apartmanımın önüne geldiğimizde 'Burası' dedim ve inerken bana söylediği cümle ile beni ilk defa bir taksi şöförünün turist sanmış olduğunu farkettim. Beni 'Umarım burda güzel bir tatil geçirirsin' diyerek taksiden uğurladı.
Beni, şifremi girip apartman kapısını açarken görünce acaba şaşırmış mıdır.
KİM YAZDI?
SENA
|
Perşembe, Şubat 26, 2009
2
YORUM
Pazar güneşliyse Killiney'e gitmek lazım
Killiney'e gitmek üzere Grand Canal Dock DART istasyonunda biletimi alıp platformda treni beklemeye başladığımda benim gibi beklemekte olan yaşlı amca dikkatimi çekti. Bembeyaz pamuk gibi saçlarıyla kapkalın beyaz kaşlarını taşımakta zorlanır görünen kafası biraz öne biraz yana eğik bankta oturuyodu. İncecik bacaklarını birbiri üzerine atmıştı, elleriyse kucağına sanki tesadüfen düşmüş, yorgun.. ve bir mp3 çalar tutuyordu! Kucağından yukarı uzayan kabloları takip ettiğimde kulaklıklarını gördüm, yani baya basbariz mp3 dinliyodu en az 80lerindeki amca.
Killiney'e vardığımda hava harikaydı. Kumsal denize girenlerle doluydu. Tabi doludan kastım bi Kilyos değil, sadece birkaç öbek insan.
Ne yapacağıma karar verip ("Önce sahile ineyim, sahilde yürüyeyim, yok yok önce Killiney'in sokaklarını keşfedeyim, Bono'nun evini, Fitzpatrick Castle'ı, Killiney Hill Park'ı göreyim, evet evet önce semti bi keşfedeyim sahile öyle ineyim") Bono'nun evine doğru yürümeye başladım. Trenden inince yokuş yukarı yolu takip edince sağda büyük siyah kapılı bir evmiş. Kimbilir dedim belki Bono'yu görürüm, belki bir imza ya da bir resim onunla.. burda yaşayan bir Türk olarak kendimi tanıtır belki bi ayaküstü sohbet ederdik o arabalarından birine binip röportaj randevusuna gitmeden önce.. Hatta Liffey Nehri'nin kenarına inşa edilen U2 Tower'ın, yan apartmanda oturan arkadaşımın manzarasını kestiğini söylerdim, o da çok yüksek tutmazdı son bikaç katta vazgeçerdi belki.. O güneşin altında (dile kolay 21 derece) yokuş yukarı yürüdüm yürüdüm, pes etmeden bilinmeyene doğru ilerledim, ter döktüm emek verdim ve tarife uyan siyah kapıyı gördüm. Evet.
Killiney'in tüm sokakları çok tatlı. Pastadan evlerin sağlı sollu tasarlanarak yerleştirildiği bir film seti gibi. O sokaklardan birkaçının vardığı şehir merkezinde buldum kendimi. Bişeyler atıştırdım ve ordan Fitzpatrick Castle'a gitmek için 59 numaralı otobüsü beklemeye koyuldum. Durakta bi amca vardı, sonra bi de teyze geldi. Üçümüz konuşmaya başladık. Amca teyzeden 3 yaş küçükmüş, 1925 doğumluymuş. Teyze de 1922 doğumlu. Sanki oyuncaklarla şimdi daha çok oynamaya hak kazanmış minik çocuk gibi gözleri parladı teyzenin "sen benden 3 yaş küçüksün" derken. Yumuşacık görünen açık kahverengi bir şapkası, pembe allıkları, ruju, taşlı küpeleri ve haylaz bi gülüşü vardı. Amca da anılarını anlattı bize. Mesela gençliğinde burdan şehre giden araç yokmuş, mecburen yürürmüş, 1 saatten fazla sürermiş. Otobüs gelmesin istiyodum ama geldi. Binmiyeyim de biraz daha dinliyeyim onları diyodum ama onlar da binecekti. Hep beraber bindik. Fitzpatrick Castle'a geldiğimizde doğru yerde inip inmediğimi sordular emin oldular, beni uğurladılar ben de onlara güzel günler dileyip indim.
Fitzpatrick Castle bir otel, tepeden sahil manzarasına hakim. Ama bu kısmı önemli değil. Önemli olan tuvaletler:
Biri bana "ben bi otelin tuvaletinde fotoğraf çektirdim" dese ben çok gülerdim.
Tuvaletlerden sonra geri kalan kısmı da şöyle bi gezdim işte.
Ordan yürüyerek Killiney Hill Park'a geçtim. Killiney Hill Park bir tepe üzerinde geniş bir park. Hava o kadar güneşliydi ki bunu fırsat bulup gelmiş olan çocuklu aileler ve köpek gezdiricileriyle cennet gibiydi.
Tepenin etrafında bir tur atıp, oturup dinlenebileceğim ve yukardan koya bakan taşların oraya vardığımda çok tatlı bir aileyle tanıştım. Kadın çok yakında bir yerde oturuyomuş Adam ise erkek kardeşiymiş. Erkek kardeş seneler önce İrlanda'nın havasına pes etmiş ve Avustralya'ya yerleşmiş. İki senede bir İrlanda'ya ziyarete gelirmiş. Bu ziyaretinde, minik tatlı kızları ve kızlarının arkadaşlarıyla hep beraber Killiney'de yürüyüşe çıkmaları benimle aynı güne denk gelmiş.
Kumsal denize girenlerle doluydu evet.. ama ben henüz o kadar irlandalı olamadığım için ancak çıplak ayakla kumsalda yürümeyi deneyebildim.
KİM YAZDI?
SENA
|
Cumartesi, Ağustos 23, 2008
2
YORUM
İrlandalılar da ağlar
İlk defa ağlayan bir İrlandalı gördüm. Acı ve mutsuzluk eşiklerinin ne kadar yüksek olduğunu düşündüğümü, Grafton Street'te dolanırken gördüğüm ağlayan o İrlandalı kadının aklımdan çıkamamasından anladım. Ne olmuş olabilir ki ağlaması için? Bi buruldum, içinden çıkamadım..
..sonra, Pazar günleri müze gezmek isteyenleri herbirine tek tek ücretsiz götüren Dublin Culture Bus'a bindim. Dublin City Gallery The Hugh Lane'de indim. A-a bi baktım odadan odaya dolanırken gözlerim doldu. Sanat ruhun gıdası ama ne zamandır doyunca duygulanıyoruz? Hal böyleyken Grafton Street'teki kadın napsın?
Gerçi belki o da bu galeriden yeni dönmüştü, Francis Bacon'un kanvasın tersinde çalışarak oluşturduğu, incelemelere konu olan tekniğin, aslında Monte Carlo'da parasız kaldığı bir dönemde elindeki kanvasların tersini kullanmaya başlaması ve bunun daha iyi sonuç verdiğini tesadüfen görmesi sonucu ortaya çıktığını yeni öğrenmişti. Bu yeterince hüzünlü değilse, bu deneyimi Francis Bacon'un kendisiyle yapılan bi röportaj videosundan dinlemek, gözlerinin arkasında dolanan bir galaksiyi dolduracak düşünce olmasına rağmen sadece bir ağzın izin verdiği kadar kelime ile bunları ifade etme çabası insanı rahatlıkla ağlama noktasına getirir. O noktaya gelince de röportajın yapıldığı atölyenin tüm orjinalliğiyle galeriye taşınmış halini görmek üstüne tuz biber olur.
Galerinin mağaza kısmına girdiğimde dolan gözlerim kurumuştu. Ordan şöyle bir kart aldım: (simsiyah zemin, sadece 3 tane beyaz konuşma baloncuğu) "How are you feeling?" "I'm feeling very unstable and insecure. I also feel very worried and anxious about everything" "I also feel trapped and I feel I'm much too fat and that people are laughing at me. I feel very frustrated and depressed. I feel that I am unable to meet the demands that have been made of me. I am in a bit of a rut as well", ve kendimi iyi hissettim.
KİM YAZDI?
SENA
|
Pazar, Ağustos 10, 2008
5
YORUM
Marie Antoinette ve Polyanna
Dublin toplu taşıma otobüsleri İETT otobüslerinden biraz farklı. (Bi kere en başta otobüse sol taraftan biniyosun.) Bizim dolmuş sistemi gibi gideceğin yerin uzaklığına göre nakit ödüyosun. En kısa yolculuk -ki bu yanlış hatırlamıyosam 5 duraklık mesafeye kadar oluyo- 1 avro 5 kuruş (2 milyon para). Bizim halk otobüsleri gibi asistan da yok. Ücreti direk şoför gözetiminde bi kutuya atıyosun, bileti de verdiğin paraya göre bastırıp alıyosun. Oldu da 1,05 avro bozuğun yok, 2 avron var, o zaman 95 kuruş para üstünü orda alamıyosun, biletinin devamı olarak "95 kuruş alacaklı" diye bişey daha basıyo şoför bey, onla şehir merkezindeki Dublin otobüsleri kurumundan alıyosun. Mesela ben geçen gün son 1 senelik "alacaklı" fişlerimi götürdüm, 15 avro 30 kuruş para üstümü toptan tahsil ettim. Oldu da bozuk paran hiç yok sadece kağıt paran var, o zaman otobüsü unutuyosun, taksiye biniyosun (ekmeğin yoksa pastanı yer gibi). Kağıt parayla otobüs bileti alınamıyo burda. Neredeyse hepsi iki katlı. Mesela ben, evimin penceresinden, şehir merkezine 2 ve 3 numaralı otobüslerin üst katında gidenleri görüyorum. Bir de, en hoşuma giden kısmı, otobüsten inerken şoföre teşekkür ediyosun. Seni o kadar taşıdı sesini çıkarmadan, kazasız belasız istediğin yere getirdi, tadında..
KİM YAZDI?
SENA
|
Cumartesi, Ağustos 09, 2008
3
YORUM
Bi tripod bi şemsiye!
İklim yağmurlu olunca hayat şemsiye etrafında dönüyo. Bu amcanın müşterileri de. Kayda değer buldum:
Grafton Street, Dublin
KİM YAZDI?
SENA
|
Pazar, Haziran 22, 2008
2
YORUM
Yağmur Bulutu Nasıldır Herkes Bilir Dimi?
Güneşli bir havaydı ve O'Connel'da yürüyoduk. Yağmur yağmaya başlayınca "Bulut nerde ki" dedik, havaya baktık.
Yağmur şu buluttan yağıyodu:
*Kimse inanmaz lütfen yağmur damlacıkları da çıksın dedim, çekerken hep damlalara zumlamaya çalıştım olmadı.. olmadı..
KİM YAZDI?
SENA
|
Pazar, Mart 30, 2008
4
YORUM
Ben Bir Paddy's Day Gördüm
St. Patrick's Day'de hava harikaydı, serin olsa da güneşliydi. Merrion Square çevresinde festival etkinlikleri vardı. Her tarafta yeşil şapkalı, yeşil kıyafetli, yeşil makyajlı, yeşil ayakkabılı, yeşil saçlı.. insanlar vardı. Sokaklardaki kalabalık çok tatlıydı..
KİM YAZDI?
SENA
|
Salı, Mart 18, 2008
1 YORUM
Evde Öldürüp Sürükleyerek Bahçeye..
Ocak ayı boyunca, yılbaşında evleri canlandıran çam ağaçları bir bir öldürülerek bahçeye ordan da çöpe taşındı.. Yerlere damlayan çam iğnelerinden yakayı ele veren komşular hiç de sorgulanmadı.

KİM YAZDI?
SENA
|
Perşembe, Ocak 31, 2008
0
YORUM
Dublin'de Kar Gördüm!
Dün sabah loşluğunda kuru ve olağan Dublin'de düşüne düşüne, dalgın dalgın evden işe yürürken* bi baktım kar! Karlı car! Araba hangi karlı dağdan inmişti bilemiyorum ama üzerindeki karların çoğunu benden önce görenler almıştı. O an kardan adam yapmak, dümdüz kara ilk ayak izini bırakan olmak, burnum soğuktan kıpkırmızı kesildikten sonra da yün eldivenlerime yapışan kar tomurcuklarını kaloriferde erimeye bırakmak istedim. Ofise de bi güleç girdim dün.
*evden işe yürümek: Bu resimdeki sokağın bir başından öbür ucuna yürümek. O kadar.
KİM YAZDI?
SENA
|
Cumartesi, Ocak 05, 2008
1 YORUM
Merry Kurban Feast and A Happy New Yıl!
Masal gibi bir akşamdı..
İrlandalılar Noel'i 24'ü akşamı değil, 25'inde kutluyorlarmış. 25 ve 26'sında tatildik. Tabi 24'ünde konsantre olmuş çalışırken 12:00'de gelen "Süpriiz, hadi bakalım yemeklerinizi yiyin ve doğru evlerinize, tatil başladı!" mesajından sonraki günün diğer yarısını saymazsak..
Planım 6'da çıkmak olduğundan, işlerimi toparlayıp, yemek yiyip, herkesle vedalaşıp birkaç telefon etmem, onla bunla sohbete dalmam ve çıkmam yine akşama kadar sürdü. Hava da erken kararıyor olduğu için işten çıktığımda alacakaranlıktı. Dünyanın bu tarafında çevremdeki herkesin ailesiyle, kalabalıklar içinde geçirdiği, yılın bu döneminde yalnız evime dönerken biraz buruldum. Buralarda ertesi gün kutlanacak olsa bile sokaklar çoktan Noel sessizliğine bürünmüştü. Şehir merkezinde son dakka hindilerini almak için birikmiş kalabalık dışındaki herkes hangi ara evlerine girmişlerdi.. Dondurucu soğukta işten eve dönerken, camında, ülkede ne kutlanıyorsa onu yansıtan süslemelerin hiç eksik olmadığı evin önünden geçerken, bu seferki minik süslü ışıklı yılbaşı ağacının arkasında gözlerim, mutlu kalabalğın toplandığı bir hindi sofrası aradı.
Kar yağmıyordu, kibritim yoktu, gidecek sıcak bir evim de vardı, ama iki gün geçti, sanki hala Kibritçi Kız benmişim gibi hissediyorum.
Ben bu burukluğu küçükken de yaşamıştım. Bu masalı ilk duyduğumda..
KİM YAZDI?
SENA
|
Çarşamba, Aralık 26, 2007
1 YORUM
Dublin Kasabı
Demin postaneye gittim, evime bölgedeki en yakın postane evime bölgedeki en uzak marketin içinde. Postamı verdim, postaneden - pardon marketten çıktım, eve dönerken camında "Ağzınızda Dağılacak En Kaliteli Et" yazılı bi kasap vardı. İştahlandım girip bari eve biraz tavuk göğsü, kuşbaşı bişeyler filan aliyim dedim. Aynı kulak memesinde iki halka küpesi olan genç adam "Size nasıl yardımcı olabilirim?" dedi. "Kuşbaşı tavuk göğsü istiyorum" dedim. "6 tanesi 7 euro promosyonumuz var, 6 tane yapim mi?" dedi. "OK" dedim. Aldı göğüsleri büfeden, metal tezgahın ustune attı, "Bu kadar yetiyo mu?" dedi, o arada bikac göğsü de metal tartı tabagının üzerine koydu indirdi filan (oynadı baya yani). "Yetiyoo evet evet" dedim (evet evet=hızlıca dedim ki daha fazla oynamadan biran evvel kasap kağıdı bulup onun üstüne koysun). Elleri eldivensizdi. Avucladı göğüsleri arkadaki masaya götürdü. Masada duran kırmızı etleri bi kenara ittirdi, kalıntılarının arasına benimkileri koydu, 2 saniyede göğüslerin hiçbişeyini temizlemeden kuşbaşı yaptı. Onları yine aynı elleriyle torbalara koydu. sonra da büyük bi torbaya. Ve bana verdi. "Kasaya gidip kasiyere 7 euro ödicem şimdi.." diye düşünürken "7 euro lütfen" diyerek aynı ellerini bana uzattı. 10 euro verdim. 3 euro para üstünü demirlik olarak avcuma bırakırken yapışkan tavuklu parmakları elime çarptı. O ise o sırada bi sonraki müşteriye "Size nasıl yardımcı olabilirim?" diyodu. Kasanın çekmecesini geri ittikten sonra, ve aynı ellerle.
Bi de kokoreçimize temiz değil derler..
KİM YAZDI?
SENA
|
Cumartesi, Eylül 29, 2007
4
YORUM
Spor Salonu mu, Balo Salonu mu?
Geçen gün bi spor salonunu görmeye gittim. 2 metre çapındaki taşlı avizeleri, kızıl kadife kaplı altın varaklı kraliyet koltuklarını, beyaz deri kaplamalı asansörünü, koridorlarındaki taşlarla bezeli şamdanları ya da el oyması süslerle kaplı resepsiyonu burda saymayacağım. Şaka gibiydi. O şokun arasında 2 resim de ben çekebildim:
KİM YAZDI?
SENA
|
Cuma, Eylül 28, 2007
0
YORUM
Camımda Kolektif Sinek Ölümleri
Sinekler burda da aynı, siyah ve çirkin. Tek farkları Dublin yağmurundan usanıp ölmek istiyo olmaları. Camlarımı açtığım anda yağmurlu havadan kaçıp içeri hücum eden bütün sinekler ertesi sabah camımda ölü bulunuyolar. Ama camımda. Evet, dikey bir camda, ve ölü. Minik bedenlerinin kala son ısısını minik bir buhar huzmesi şeklinde cama yaydıktan sonra oraya bi sekilde yapışıp kalan ölü sineklerim:
KİM YAZDI?
SENA
|
Perşembe, Eylül 27, 2007
0
YORUM
Aile Boyu Yoğurt (ama 500gr.)
Bizim "küçük boy" dediğimiz 500gr'lık bi bardak yoğurda "Family Pot" demişler, ne güldüm ya.. Bizim damacanaları görseler heralde bu sefer onlara bi gülme gelir.
KİM YAZDI?
SENA
|
Pazartesi, Eylül 24, 2007
2
YORUM
Bir Tam Dublin Arası Bikaç Dilim Istanbul
Uçaktan indiğimde karanlık çoktan çökmüş bi saatti. Yüzüme vuran sıcak havayı önce uçağın motorundan geliyo sandım. Bana yanımda ceket taşıtan "o kadar da sıcak olamaz" önyargısı işte o an dağıldı. Cidden hava sıcaktı.
Dublin'li gözüyle Istanbul farklı geldi bu sefer. Bi kere banyo muslukları Istabul'da ne kadar yüksekmiş. Ama, yanlış numarayı aradığımı sonradan anladığım bi telefon konuşmasında benim, "Hanfendi yine ben, demin de aramıştım, şimdi hemen gelsem halledebilcek miyiz?" soruma, "He, biz şindi evde yoğuz, çıkıyos biz!" diye cevap veren insanımızı özlemişim onu farkettim.
Salı'dan beri Dublin'deyim tekrar. Artık evimde Türk işi bir rafım var:
KİM YAZDI?
SENA
|
Perşembe, Eylül 13, 2007
6
YORUM
Dublin Sokakları
Şehre doğru yürüken genelde Grand Canal boyunca yürüyorum. Yeşilliklerle çevrili bi kanalın yanından, geceden kalma yemek artıklarını didikleyen ördekleri seyrederek yürümek zevkli oluyo, süper eğlenceli de. Nasıl mı? Kendi kendine oyunlar oynayabiliyosun, mesela "boş bira şişesi saymaca" ya da kanal boyunca rastladığın orta yaşlı amcaları görünce "sarhoş kim?" oyunu. Nası yürüdüğünü anlamıyosun bile, bi bakıyosun kanalı artık bırakıp sağa sapman gereken ışıkları geçirmişsin. Bu sabah yine ordan yürürken tam sekizinci şişeyi saydığımda bi sandalye gördüm. Ama böyle:
Bi de bi mağazada (önemli hatırlatma: lokasyon Dublin) promosyonlu Mükremin kostümü gördüm:
Burdaki gençliğin şimdiye kadar tespit etmiş olduğum 2 "cool" lafı var. Biri, "şeyş" diğeri de "aney". Aney bizde öyle cool filan değil çünkü sebep: Bizdeki ana'dan türemiş, bunlarınki and'den. Çözmesi zor oldu ama meğer diyolarmış ki "And eeey..". Şeyş'e gelince, baya bi kafa yordum bu ne olabilir diye, o da ingilizcede bir küfür olan "s" kelimesinin (evet ben ayıp şeyleri yazmam :P) ya feci aksanlı, ya da yumuşatılmış-şirinleştirilmiş hali. Bilen beri gelsin.
KİM YAZDI?
SENA
|
Cumartesi, Ağustos 25, 2007
1 YORUM
"Kolıc Strit?"
Otobüse bindim ve şöföre böyle (College Street'i hepimiz nası okursak öyle) sordum.. Bir-iki saniye şöförle bakıştık, sonra şöyle dedi: "Aaaa Kağlıyc Streyt!?". "Yes" dedim..
Tamam itiraf ediyorum, bizim ofisin bulunduğu Barrow Street'in de "Berow" değil "Baroğ" olduğunu yeni keşfettim ben.
KİM YAZDI?
SENA
|
Pazar, Ağustos 19, 2007
2
YORUM